TELEVİZYONSUZ 1,5 YIL

TELEVİZYONSUZ 1,5 YIL

Sanırsam 1.5 yıl önce, Nefis bir Pazar sabahı,  yatak odamın penceresinden ılık ılık vuran güneş ayağımı ısıtıyor ve uyanıyorum. Çok nadir olan bu olayın keyfini yaşıyorum. Pazar sabahları ilk erkenden spora giderim genelde fakat rutine karşı olan ben her Pazar sabahı sporta gitmenin rutinleştiğini idrak edip bu rutini kırmak adına spora gitmemeye karar veriyorum. Zamanı dolu dolu yaşayan ben bu pazarın boş boş geçmesine karar veriyorum. Biraz tabletten gazete okuması sonrası gelişmemekte olan ülkelerin bizim ülkemizde dahil yüzde doksanlık politika haberlerinden gına geliyor. Atıyorum tableti bir köşeye. Sanat ve kültür ile ilgili birşeyler bulabilirim belki diye televizyonu açayazıyorum. Açayazamadan, enerjisi düşük programlar, bilinçaltımızı negatif etkileyecek zırvalar vs vs. Televizyonu alıyorum ve hayvanları seven ama insanları sevmeyen ama bizim yine de sevdiğimiz ruh hastası kapıcımız Yeşer Abimize hediye ediyorum. Yeşer Abimiz şaşkınlık içinde  “Hayırdır Abi” diyor ? Bende “bana bir faydası yok, olduğunu düşündüğün herhangi birisine hediye edebilirsin” diyorum.

Televizyondan kurtuluyorum. Artık entellektüel zevklerime daha fazla vakit ayırma vakti. Hemen internete girip eski izlememediğim klasiklere bakıyorum. Hazır bakmışken yorumları bakıp farklı deneyimlerden bir sonuç çıkarmaya çalışıyorum. Bu da nafile. Yorumlar arasında filmi beyenmeğenleri küçümseyen,  baktığım filmi izleyenleri kafir sayan, sözde entellektüellerin onlara göre az entellektüel olanları yoksaydığı, hoşnutsuz, destursuz yorumları görünce internettende çıkıyorum. Telefonumuda evde bırakıp, arabaya binip şehirden 25 dk uzaklaşıyorum. Sakin huzurlu kimsenin kimseyi eleştirmediği, başı açık kapalı, sağcısı solcusu, gavuru  Türkiye’lisi, heyecanlısı melankoliği, entellektüeli cahili, normali manyağı, paranoyası delisi hatta zır delisi olan bir kafe buluyorum. Kafe ormanın içinde, yoğun yasemin kokuları burnunuzu gıdıklarken, bu kokuyu takip ederek garsonlara erişiyorsunuz. Garsona buranın en sakin yerini soruyorum kendisi bana terası olan bir yeri işaret ediyor. Kısacık bir merdiven yolculuğu sonrası oraya erişiyorum. Sağlıklı beslenmeye çalışan ben bunun da monotonlaşmaya başladığını düşünüyor ve hemen bu rutini de kırıp kruvasan siparişi veriyorum. Mutluyum, sakinim, huzurluyum, farklı insanların, düşüncelerin, tarzların ve karakteristliğin zenginliğini yaşıyorum.

Ağaçların arasından süzülen güneşe odaklanıyorum. Sahip olduklarıma şükrediyorum. Kitabımı okurken  geçen bir cümleye dikkat ediyorum. Zamanlamasıda manidar tabi. “Sağlık varsa umut vardır, umut varsa herşey vardır” tam bu esnada kafası karışık, bana birşeyler söylemek isteyip de ben sadece kitap okumak istediğimi belirttiğimden dolayı bir şey söyleyemeyen papyonlu garson “Yazarmısınız efendim diyor” sanırım takdığım fulardan olsa gerek geçen yılda fethiye’de eşimle tatil yaparken beyefendi ben sizi televizyonda gördüm diyen birkaç kişi denk gelmişti. İçimden “ Beni rahat bırakırsan bir gün olacağım diyorum” kendisi ile başlıyor söyleşimiz. En başından sohbet kurallarını kendisine iletiyorum. Politika dışında herşeyi seninle konuşabilirim diyorum. Sobetimiz arkadaşlığa sonrasında dostluğa dönüşüyor. İçini döküyor. Ciddi ailevi sorunları var evli ama mutlu değil kızlarıyla olan sorunlarından bahsediyor. Dinliyorum. Kendimce nasıl bir iletişim kurması gerektiğini izah ediyorum. Laf lafı açıyor Kendisine yaptığım sosyal sorumluluk projelerinden bahsediyorum. Sanırım beni zengin zannediyor olsa gerek, zenginler sosyal sorumluluk projeleri yapar ya 😉 Kendisi bana çok zengin olmak istediğini ve bir gün dünyayı değiştirmek istediğini söylüyor bende kendisine eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan “Evine git, oğlunu kızını eşini, aileni sev. O zaman dünyayı değiştirirsin. Bunun için zengin olmana gerek yok” diyorum. Göz göze geliyoruz ne dediğimi derin anlarmışcasına sanırım biraz da eski yaşadıklarını söylediklerimle birleştirip kafa sallıyor bana. Akıllı bir adam umarım hayat serüveninde küçük bir kıvılcım olabilmişimdir.

Bu keyifli günün üstesinden tam 1.5 yıl geçiyor. Kendim ve ülkem bu sürede ne badireler atlatıyor. Olmaz şeyler oluyor. Çok enteresan deneyimler, yaşadıklarımız geleceğin çocuklarına hikayeler olarak anlatılacak cinsten. Bu süreci televizyonsuz geçiriyorum. Yarısı yanlış haberleri sosyal medyadan göz ucu ile bakıyorum. Televizon izlemediğim vakitlerde, rusçamı geliştirmeye, gitar çalmaya, sosyal sorumluluk projeleri yapmaya, yeni şeyler öğrenmeye ya da mesleğim olan siber güvenlik sektöründeki konulara kafa yorarak geçiriyorum. Tabi ki eşimle daha kaliteli vakit geçirmek de cabası.

Okuduğum kaynaklar şu sıralar bana hiçliğin önemini anlatsa da bunu bulunduğum ekosistemle birleştirme konusunda ciddi sorun yaşıyorum yine de son 3 yıldır almanın değil vermenin keyfini idrak edebildim ve keyfini yaşıyorum. Herkesin yaptığı şeyleri yapmayarak daha zengin olmasa da daha varlıklı bir hayat sürdürüleceğine inananlardanım.

Evimde televizyon olmamasından dolayı sosyal çevremde takip edilen medyatik haberlerin ya da ünlülerin özel hayatlarında ne olduğunu konusunda kör cahil olan ben, bu cahilliğin mutluluğunu yaşıyorum son 1.5 yıldır 🙂

Share

Mersin’de doğdu. 2000 yılında Mersin Eskrim Kulübünde, ‘eskrim sporuna’ başladı. Türkiye 2.’si olarak Türkiye Milli Takımı’na seçildi. 4 yıl boyunca Türkiye’yi eskrim sporunda uluslararası arenada temsil etti. Bu süreçte Balkan 3.’sü oldu. Girne Amerikan Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çeşitli kurumlara üç yıl boyunca masaüstü yazılım geliştirdi. Nethouse firmasında “Network Uzmanı” olarak görev aldı. Bilişim dünyasındaki kariyerine Türkiye’nin ağ güvenliği distribütörlerinden İnfonet’te “Bilgi Güvenliği Uzmanı” olarak devam etti. “Web – Data – Email Güvenliği” konularında çeşitli kurum ve kuruluşlara eğitimler verdi. 2013 Mart ayı itibari ile “Sistem Mühendisi” olarak Trend Micro’da göreve başladı. Halen Trend Micro Kanal Geliştirme Müdürü olarak görev yapmaktadır. Ayrıca; Çözümpark ve Trend Micro blog sayfalarında teknoloji yazarlığı yapmaktadır. Genç Girişimciler Derneği’nin Yönetim Kurulu’nda 2 yıldır ‘Girişimcilik ve Sosyal Sorumluluk Projeleri’nde yeralmaktadır. Bilgi Güvenliği Uzmanı olan Dağdevirentürk, Milli Eskrim Sporcusu olarak da birebir eskrim dersi vermeye devam etmektedir. SUBSCRIBE NEWSLETTER Siteme Abone Olmak İsterseniz, E-mail Adresinizi Yazabilirsiniz SUBSCRIBE Mersin’de doğdu. 2000 yılında Mersin Eskrim Kulübünde, ‘eskrim sporuna’ başladı. Türkiye 2.’si olarak Türkiye Milli Takımı’na seçildi. 4 yıl boyunca Türkiye’yi eskrim sporunda uluslararası arenada temsil etti. Bu süreçte Balkan 3.’sü oldu. Girne Amerikan Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çeşitli kurumlara üç yıl boyunca masaüstü yazılım geliştirdi. Nethouse firmasında “Network Uzmanı” olarak görev aldı. Bilişim dünyasındaki kariyerine Türkiye’nin ağ güvenliği distribütörlerinden İnfonet’te “Bilgi Güvenliği Uzmanı” olarak devam etti. “Web – Data – Email Güvenliği” konularında çeşitli kurum ve kuruluşlara eğitimler verdi. 2013 Mart ayı itibari ile “Sistem Mühendisi” olarak Trend Micro’da göreve başladı. Halen Trend Micro Kanal Geliştirme Müdürü olarak görev yapmaktadır. Ayrıca; Çözümpark ve Trend Micro blog sayfalarında teknoloji yazarlığı yapmaktadır. Genç Girişimciler Derneği’nin Yönetim Kurulu’nda 3 yıldır ‘Girişimcilik ve Sosyal Sorumluluk Projeleri’nde yeralmaktadır. Bilgi Güvenliği Uzmanı olan Dağdevirentürk, Milli Eskrim Sporcusu olarak da birebir eskrim dersi vermeye devam etmektedir.

Recommended Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir